TCMB: Zayıflayan liraya rağmen faiz indirimi, “sınırlı alan” vurgusu

Merkez Bankası, bir kez daha piyasa beklentilerinin ötesine geçerek alışılmışın dışında bir perspektif çerçevesinde bu sefer çekirdek enflasyonun da altına doğru bir faiz indirimi gerçekleştirdi.

Merkez Bankası, bir kez daha piyasa beklentilerinin ötesine geçerek alışılmışın dışında bir perspektif çerçevesinde bu sefer çekirdek enflasyonun da altına doğru bir faiz indirimi gerçekleştirdi. Geçtiğimiz hafta başta Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile Başkan Sn. Şahap Kavcıoğlu arasında olan görüşme olmak üzere, yoğun bir bürokrasi trafiği geçiren Merkez Bankası, son dönemde odaklandığı alt enflasyon göstergesini de uygulamadan çıkarmış, geçici enflasyon vurgusunu öne almış ve bu yıl için faiz indirimi alanında “sınırlı alan” kaldığını da rehberliğine eklemiştir. Son dönemde Merkez Bankası firmaların finansman maliyetleri kapsamında “yüksek faizin yüksek enflasyona neden olduğu” görüşüne daha paralel bir perspektif oluşturmuş olabilir. Daha düşük borçlanma maliyetlerine, dolayısıyla faiz indirimlerine çekinceli yaklaşan PPK üyelerinin görevden alınmasıyla (Mart ayından beri görevde olan sadece bir üye var), bugün alınan karar çerçevesinde de parasal gevşeme tandansının devam etmesini bekleriz. Yüksek enflasyonun ise, gevşeme alanını bugün yapılan faiz indirimine göre daha sınırlı tutmasını öngörürüz.

 

Merkez Bankası’nın bugünkü kararları ve politika açıklamasına dair önemli notlar;

 

·        Bir haftalık repo faizi %16'ya indirildi (tahmin %17). Bloomberg anketindeki 26 ekonomistin 15'i %17 bekliyordu. Tahminler, %17 ila %17.50 aralığında oluşmuştu.

·        PPK, yıl sonuna kadar arz yönlü geçici faktörlerin politika faizinde aşağı yönlü ayarlama için sınırlı alan bıraktığını değerlendiriyor.

·        Gelişmiş ülke Merkez bankaları, talep kompozisyonunun normalleşmesi, arz kısıtlarının gevşetilmesi ve baz etkilerinin azalmasıyla birlikte enflasyondaki artışın çoğunlukla geçici olacağını değerlendirmektedir. Bu doğrultuda gelişmiş ülke merkez bankaları destekleyici parasal duruşlarını ve varlık alım programlarını sürdürüyor.

·        Öncü göstergeler, güçlü dış talebin de yardımıyla yurt içi ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam ettiğini gösteriyor.

·        Yıllıklandırılmış cari işlemler hesabındaki iyileşmenin yılın geri kalanında da devam etmesi beklenmektedir.

·        Son dönemde enflasyondaki artış, başta enerji olmak üzere gıda ve ithalat fiyatlarındaki artış ve arz kısıtları, yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki artış ve yeniden açılmaya bağlı talep gelişmeleri gibi arz yönlü faktörlerden kaynaklanmıştır. Bu etkilerin geçici faktörlerden kaynaklandığı değerlendirilmektedir.

·        Parasal duruştaki sıkılık ticari krediler üzerinde öngörülenden daha fazla daraltıcı etki göstermeye başlamıştır.

·        Güçlendirilmiş makroihtiyati politika çerçevesi, bireysel kredi büyümesini frenlemeye başladı.

·        Banka, güçlü göstergeler enflasyonda kalıcı bir düşüşe işaret edene ve orta vadeli %5 hedefine ulaşılana kadar mevcut tüm enstrümanları kararlı bir şekilde kullanmaya devam edecektir.

 

Merkez Bankası, enflasyonu artırıcı risk faktörlerini geçici olarak nitelendirerek, “enflasyondaki son artışın da arz kaynaklı faktörlerden kaynaklandığı” yönlendirmesine devam ediyor. Dolayısıyla, yakın dönemli politika adımları açısından alan teoride sınırlı olsa da, enflasyonda ilerleyen dönemde düşüş beklentisinin ön planda olması faizlerin indirilmesi konusundaki isteğin ve eğilimin süreceğini göstermektedir. Bu da, Merkez Bankası’nın Mart ayından sonra kademeli olarak azalan sıkılığının, Eylül’den sonra çok daha hızlı bir şekilde gevşetilmesinin ardından, rotanın benzer şekilde devam edeceğini gösteriyor. Tabii, bu dönemde artan finansal piyasa oynaklığı ile beraber liranın değer kaybının enflasyon konusunda daha zorlayıcı olacak olması, bu para politikası rotasına ilişkin çok önemli çekinceler potansiyelini de ortaya koymaktadır.

 

Enflasyon, resmi enflasyon hedefi ve TCMB faiz oranı karşılaştırması… Kaynak: Bloomberg, TCMB, TÜİK

 

Daha yüksek faiz oranlarının firmaların finansman maliyetlerini artırması ve bunu ürün fiyatlarına yansıtması hipotezi üzerine kurulu olan “enflasyon ve faiz pozitif ilişkisi” görüşü, bizim gibi ithal maliyetleri ağırlıklı olan bir ekonomide denklemin diğer tarafında da döviz kuru olduğu için kısa kalıyor. Dolayısıyla faizlerin yeterince yüksek olmadığı ve paranın reel getirisi, bir başka deyişle yatırım cazibesinin düşmesiyle, dolarizasyon etkisi üzerinden kurların artmasına neden oluyor. Bu da, ithal girdi ve son ürünler üzerinden enflasyonist baskının yükselmesine sonucunu beraberinde getirmektedir. Yerel paranın değer kaybı ve oynaklığının da yüksek enflasyon olarak geri dönmesi bu şekilde olmaktadır. Ekonomideki ithal hammadde ve enerji girdisi kullanımı çok yoğun bir oranda döviz kurlarına bağlı olduğundan dolayı, bunun tüketici tarafındaki fiyatlara yansıması anlamında farklı zamanlamalı ve katsayılı etkiler söz konusu olmaktadır.

 

Yılsonuna doğru olan enflasyon ve faiz beklentileri kapsamında, bugün alınan kararla beraber faiz tarafında bu beklenen seviyelere hali hazırda gelindi. Buna karşılık, enflasyon seviyelerinin şu anda Merkez Bankası politikasının ana hatlarını belirlemediği varsayımıyla beraber de daha fazla gevşeme konusundaki ihtimal dışlanamaz. Özellikle, büyümenin yüksek kalmasına ve ticari kredilerin gevşemesine yönelik perspektifi ele alan daha düşük faiz oranları isteğinin, bu politika eğilimini oluşmasının ana hatlarında olmasını bekleriz. Şu anda reel faiz %19,6 olan enflasyona karşılık, politika oranı %16 olduğu için -3% seviyesinin üzerinde. Merkez Bankası’nın politika faizini enflasyonun üzerinde tutma taahhüdüne son vermesinin ve odağı çekirdek enflasyona kaydırmasının ardından art arda yapılan iki faiz indirimi negatif reel getirinin hızla derinleşmesine neden olmuştur. 

 

Liranın bu yıl %20’ler civarında olan değer kaybının EM standardının çok üzerinde olduğunu görüyoruz. Bu da, Fed’in oluşturacağı yeni finansal koşullar çerçevesinde liranın daha az dayanıklı olmasına zemin oluşturan bir varyete faktörüne dayanmaktadır. Politika belirsizliği çerçevesinde finansal istikrarsızlık riskleri, özellikle borçlanma maliyetleri tarafındaki piyasa yansımasının, resmi faiz oranlarındaki düşüş doğrultusunda olmamasına neden olabilir. Özellikle, dış borçlanma maliyetleri kapsamında döviz kurunun katmanlı etkilerine ek durumların oluşabileceğini düşünüyoruz. Muhtemelen, Merkez Bankası’nın değişen tandansının lira üzerinde daha fazla değer kaybı etkisi yaratacak olmasını öngörebiliriz.

 

28 Ekim’de Merkez Bankası, enflasyon raporunu yayınlayacak ve tahminleri önceki rapor dönemine göre daha fazla artıracaktır. OVP’de öngörülen %16,2 yılsonu enflasyonuna dair risk dengesini yukarı görüyor ve piyasa bazlı tahminlerde bozulma eğiliminin devamını bekliyoruz. Özellikle, TCMB’nin “faizde sınırlı alan” olgusuna karşın enflasyon göstergelerinin altına indirdiği politika oranı ve “enflasyonun üzerinde faiz” uygulamasının pratikten kaldırılmış olması, bundan sonraki hamle eşiklerine ilişkin yönlendirmesinin ne kriterlere dayanacağı sorusunu sorduracaktır.

Kaynak Tera Yatırım-Enver Erkan
Hibya Haber Ajansı

Okunma